İnsanlar eski çağlardan bu yana küçük veya büyük topluluklar içinde yaşar. Aile kabile köykent okuliş çevresi ve ordu birer topluluktur. İnsan ailesindenokuldan ve içinde bulunduğu çevreden etkilenerek bir takım davranışlar düşünce ve inançlar edinir. Çevrede gelişen toplumsal olaylar kişiyi farkına varmaksızın etkiler. Sosyoloji ya da toplumbilim insan toplumlarının yapısını toplumlararası ilişkilerini toplumsal grupların örgütleniş biçimlerini ve bu grupların bireysel davranışlar üzerindeki etkisini inceleyen bir bilimdir.

Sosyoloji kısaca insanların birbiriyle ilişkilerinin bilimsel açıdan incelenmesidir. İnsanlar her zaman başka insanlarla ilgilenmişlerdir. Gazeteciler yorumcular toplumun günlük yaşamındaki dikkati çeken olayları sürekli olarak toplayıp yayarlar. Tarihçiler çoğunlukla kamu yöneticilerinin nasıl davrandıklarına ilişkin kayıtlar tutarlar. Ozanlar ve öykücüler sosyal ilişkiler üzerinde odaklaşırlar. Belirli çevre koşulları altında insanların nasıl davranacağını kendi bellek ve imgelerinde yeniden kurgularlar. Filozof ve din bilimciler insanoğlunun nasıl davranması gerektiği üzerinde dururlaryorumlarını öncel bilgi ve deneyimlerinin üzerine dayandırırlar.

Toplum bilimci olarak da bilinen sosyologlar toplumsal gruplarla ilgili araştırmaları yürütür sonuçlar çıkarır ve bu sonuçlardan kalkarak bazı toplumsal sorunlara çözüm önerileri getirir. Sosyologların incelediği bu gruplar aile gibi küçük siyasal örgütler ya da sendikalar gibi büyük kurumlar olabilir.

Sosyologkişiler üzerinde de uzmanlaşmıştır ama sosyoloğun görevi burada bitmez. O daha derine gider. Çünkü sosyoloji sosyal davranışa yönelen bilimsel bir yaklaşımdır. Sosyolog gazeteci ve tarihçinin yeteneklerine belki de bir ozanın veya filozofun sezgilerine sahip olmalıdır; ama bu yetmez.Sosyolog verilerini nasıl toplayacağını ve gözlemlerinin sonuçlarını nasıl analiz edeceğini de bilmelidir. Grup yaşamının sosyolojik incelemesi grup yaşamının sosyolojik yorumu ile birlikte gitmelidir .

Sosyoloji konusunda ilk gerçeğe yakın yaklaşımlar doğu medeniyet dünyasından gelmeye başlamıştır. Zaten Ortaçağ’da Avrupa büyük bir sefaletin içerisindeydi ve de böyle bir ortamda bilim de gelişemezdi.

Hristiyan düşünürler eski Yunanlılar Rönesans’a kadar Hristiyanlığın skolastik katı felsefesinin etkisi altında bir ilerleme gösterememişler bireysel ve toplumsal sorunlara yaklaşamamışlardır. Buna karşın İslam dünyasında Abbasiler devrinden başlayarak kentsel İslam uygarlığında düşüncenin özgürce oluştuğunu ve eski Yunan felsefesinin Arapça’ya çevrildiğini görüyoruz. Bu zamanda toplumla en çok ilgilenen İbn-i Haldun (1334-1406) olmuştur. İbn-i Haldun’a göre biyolojik hatta tüm doğal varlıklar gibi toplumlar da doğar gelişir ve ölürler. İbn-i Haldun ilk defa devlet ve toplum ayrımını yapmış ve toplumsal yaşamın insanlar için zorunluluğunu dile getirmiştir.

İbn-i Haldun fikirleriyle gelişmenin sürekliliğini reddetmektedir.Ona göre her toplumun evriminde göçebelikkabile yaşamı ve kentsel devlet olmak üzere üç aşama vardır.Bütün bu yanlış değerlendir- melerine karşıntarihe sosyolojik bir içerik kazandırmak isteyen düşünür İbn-i Haldun olmuştur.En önemli eseri olan Mukaddime’de kent yaşamını incelemiş ve çağdaş bilimin temel özelliği olan geçerli yöntem anlayışını geliştirmiştir. İbn-i Haldun toplumsal olayların ve bunların tarihsel sürecinin belli kanunları ve bu kanunların dile getirdiği neden-sonuç ilişkileri bulunduğunu söylemekte ve akılcılığa dayanmaktadır .

Fakat daha sonraki yy’larda İslam dünyası bilimsel düşünceden uzaklaşıp yanlışlıklara düşmeye başlayınca ve de Batı dünyası da Arapça’dan eserleri tercüme etmeye başlayıp İlk çağlarda kendi yazdıkları eserleri tekrar incelemeye başlayınca aydınlanma çağı Avrupa için başlamış oldu ve de yozlaşan kilisenin baskısı kırılıp gerçekler ortaya çıkmaya başlayınca dabilime verilen değer arttıBatı dünyası ilerleyip gelişerek Dünyanın merkezine oturdu.

Sosyolojinin bir bilim olarak doğuşunda etkili olan düşünürler 17. ve 18. yüzyıllarda ortaya çıktı.Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi Avrupa’da büyük sarsıntılara neden olmuşönemli toplumsal ve ekonomik değişimlere yol açmıştı.Toplumların bilimsel olarak incelenmesi ve sorunlara çözüm arayışları 19. yüzyıldafelsefe ile bilim arasında kesin bir ayrıma yol açtı .

19. yüzyılda Saint Simon ProudhonAuguste Comte Karl Marks tarafından kurulan sosyoloji terimini ortaya koyan ise Compte’tur . İlk sosyologlar biyoloji ve evrim kuramlarından etkilendi.Sosyoloji terimini ilk kez kullanan Fransız düşünür Auguste Compte (1798-1857)toplumun yapısını ve toplumsal değişmenin tarihini inceledi.Nesnel araştırmayla kazanılmış bilgi dışındaki bilginin değeri olmayacağını savunan Compte bir bilimler sıralaması yaparaken yeni bilim olan sosyolojinin tüm bilim dallarını birleştirici niteliğini vurguladı. Compte’a göre sosyolojitoplumsal olaylara özgü temel yasaların olgulardan yararlanılarak incelenmesine dayanıyordu .

Fıransa’ya sosyoloji’yi getiren Emile Durkheim’dir; en gözde temsilcileri Hauss Simiand Halbwachs olan bir okulun önderi olmakla kalmadı hukuk etnoloji iktisat gibi özel sosyal bilimlere sosyoloji anlayışını soktu. Almanya’da sosyolojinin konusu üstüne uzun tartışmalara girildi; sosyoloji sosyal biçimlerle ilgilenmeli ama bu biçimlerin içeriğiyle uğraşmamalıydı.( Simmel Won Wiese vb. ). bu tartışmalardan sonra Max Weber’in etkisi ağır bastı; Ona göre sosyal hayatın ideal tiplerini ortaya koymak onların yardımıyla insan toplumlarının davranışlarını önce anlamak sonrada açıklamak gerekirdi. ABD’de Fransız F.Le Play’in sosyolojide deneysel araştırma üstüne görüşleri 20. yüzyılda son derece yaygın ve etkili bir gerçekleşme ortamı buldu; Ama bu sosyoloji tanımlama düzeyini aşamadı her türlü kaygısının yerini diyagramlar aldı .

Sosyoloji tarihi ile uğraşan bazı yazarlar çağdaş anlamda sosyolojinin kurucusu olarak Auguste Comte’u değil Saint Simon’u gösterirler. Saint Simon’a göre bir toplumdaki yapılar kurumlar bilgiler ve inançlar tarihsel süreç içerisinde sürekli bir dönüşüm halinde bulunurlar. Saint Simon’un toplumsal fizyoloji beşeri bilim ya da özgürlük bilimi diye adlandırdığı sosyolojinin temel görevi toplumu hareket ve dönüşüm halinde incelemektir.Bu görüşe göre toplumun görevi bireylere değil doğaya egemen olmak ve onu biçimlendirmektir. Toplumu geniş bir atölye’ye benzeten Saint Simon’a göre toplumun gerçek olan bütün kuvvetleri sanayide toplanmaktadır. Simon’a göre her toplum düzeni mutlak surette o toplumun sahip olduğu ekonomik yapı ile belirlenir .

Sosyoloji 19. yüzyılın sorunlarının ve sosyal buhranlarının gerektirdiği bir bilim dalıdır.Bu bakımdansosyal olaylara objektif olarak yaklaşmaksosyal gerçekte sosyal mutlağı kabul etmeyerek olayları birer eşya gibi ele alarak incelemekgözlem ve deney yollarını ihmal etmemek zorundadır.Bundan sonrasosyal olayların ortaya çıkışında etkili olan faktörlerin tespiti önem kazanır .

Günümüzde sosyoloji günden güne yeni yeni dallara bölünmektedir:genel sosyoloji;özel topluluklar ve toplum sınıfları sosyolojisi;sosyal morfoloji ve ekoloji (dış ortam);iktisat ve sanayi sosyolojisi; sosyal psikoloji;bilgi sosyolojisi;din sosyolojisi; hukuk sosyolojisi;ahlak sosyolojisisanat sosyolojisi;dil sosyolojisi;eğitim sosyolojisi; sosyolojik etnoloji.Bütün bu dalların birleşmesini sağlayan nokta sosyolojinin çeşitli özel sosyal faaliyetleri ve değişik görünümleri (teşkilatlar örnekler semboller zihniyet v.b.) kendi bölümlerine indirgenemeyecek bölümler halinde ele almasıdır.Kısaca denebilir kisosyoloji bir yandan teori ile deneysel araştırmalar arasında sıkı bir bağlantı ararkengittikçe daha görece ve çoğulcu bir nitelik kazanmıştır.Öte yandan Saint Simon’dan bize gelen ve şimdi pek yaygınlaşan bir deneyimle insan biliminin bir parçası olmuştur .

Toplumsal gerçeğe bir bütün olarak bakmakincelemek gerekir. Ancak sosyoloji toplumsal gerçeğin bütününü anlamaçözümleme ve açıklama konusunda yeterli değildir.Bu nedenle sosyoloji başta olmak üzere bütün insan bilimleritoplumsal gerçeği birbirleriyle karşılıklı ilişki içerisinde inceler .
Toplumların yaşadığı coğrafi bölgeler farklılıklar göstermektedir ve bu da o bölgenin yapısından dolayı toplumların farklılaşmasına yol açmaktadır.Bu yüzden coğrafya ile sosyoloji arasında bazı uzmanların aksine bence dolaylı değil direkt olarak bir bağlantı vardır.Mesela bizim yapımız Avrupa’ya göre daha değişiktir.Çin daha da farklı bir toplumsal yapıya sahiptir.Coğrafya uzaklaştıkça toplum kültür ve yapıları da değişiyor.Bu yüzden sosyoloji ile coğrafya arasında sıkı bir ilişki vardır.

Sosyoloji sosyal olayların sebep ve neticeleri üzerinde durduğu için tarihten faydalanmaktadır. Sosyal olaylar ve sosyal teşekküller birer tarihi gerçektir. Belirli bir tarih döneminde ortaya çıkarlaro dönemin izlerini taşır ve çeşitli değişiklikler gösterirler. Bir sosyal bilim olarak tarih sosyal olayların sebep ve neticeleri üzerinde Sosyoloji gibi durmaz. Sosyal olayların sebep ve neticeleri üzerinde durmak ve sosyal olayların kanunlarına varmak sosyolojinin görevidir. Tarih sosyolojiye adeta bir laboratuar gibi yardımcı olur.Sosyal olaylar bir fiziki olay gibi istenilen zaman ve yerde tekrarlanabilen olaylar değildir. Bu bakımdan sosyoloji tarihi metottan faydalanır .

Birer sosyal bilim olan Sosyoloji ve Psikoloji ilgi alanlarının farklı olmalarına rağmen ortak bir alanda buluşabilen bilimlerdir.Sosyolojinin toplum gerçeğindenPsikolojinin ise ferdi davranış ve ruhi açıdan aynı realiteye bakışları aslında sosyal realitenin açık ve seçik olarak incelenebilmesi ve aydınlığa kavuşturulabilmesi için faydalı olmaktadır.Sosyal olaylar fertler arasında ortaya çıkan veya fertleri ilgilendiren olaylardır.Fertler ise ruhi olayların görüldüğü sahneler sayılabilir.Toplum da fertlerin toplamı olduğuna göreher sosyal olayın aynı zamanda ruhi olay olabileceği ileri sürülebilir. Sosyal olayın kaynağının ferde indirilebileceği veya en azından fertler arası kabul edilebileceği görüşü Psikolojiye ağırlık tanıyanlarca kabul görmektedir .

Sosyolojik doktrinleringerek Felsefenin Sosyoloji üzerinde etkili olduğu dönemde gerek Sosyolojinin modern safhasında ferdi organizmayı ele alarak sosyal topluluklarla karşılaştırma alışkanlığı vardır. Nitekimcemiyeti bir organizma olarak düşünen sosyal bilimcilerin sayısı oldukça fazladır.Ferdi organizma ile cemiyet arasında ilişki kurarken hareket edilen noktabir organizmanın hücreleri yani sosyal gruplar arasındaki iş bölümüdür.Bu konu üzerine eğilen Spencer’e göregerek ferdi organizmadagerek sosyal (cemiyet) organizmada aynı gelişme söz konusudur.Gerek yapı bakımındangerek büyüme bakımından ortaya çıkan gelişme benzerlik hali taşımaktadır. Beşeri hayat üzerinde mutlak olarak etkili olan biyolojik faktördür. Bu etkicoğrafi kadercilik yanında yer alan antropolojik bir kaderciliğe kadar varabilmektedir.Bütün tarih biyolojik bir gelişme sürecinden başka bir şey değildir. 20.Yüzyıl sosyologlarından R. Worm’a göreferdi organizmada nasıl hücreler arası bir işbölümü var ise cemiyette de sınıflar ve meslekler arası bir işbölümü ve dayanışma vardır.Sosyoloji ile Biyoloji arasında ilişki kuran sosyal bilimcilerin bir grubu ‘‘organizmacı’’görüşü temsil etmektedirler.Buna göreaz veya çoktoplumların gelişmesi organizmadaki gelişmeye benzer.

Sosyoloji ve Biyoloji ırki yönden de bağdaştırılıp düşünceler geliştirilmiştir ama bu bence çok da doğru değildir.Tek bir insan ırkı hangi milletten olursa olsun oluşturulamaz.Her millet çeşitli etkileşimler sonucu diğer kavimlerle akrabalıklar kurmuş ve de saf bir tek model insan ırkı oluşturmak ve bunu savunmak bu yüzden imkansızdır.Bunun acı deneyimleri 1939-1945 Nazi Almanya’sında bütün vahşetiyle yaşanmıştır.Üstün Alman ırkı uğruna ideal fizikte ve yapıda olmayan insanlar dışlanmıştır.Başka ırktan insanlara katliamlar yapılmıştır.Irki yönden millet yerine toplumsal kültür ortaklığı yönünden ortak paydalar göz önüne alınırsa mesela Türk olmayan birisi Türk kültürünü benimsemişse Türk toplumuna uyum sağlamışsa ona senin ırkın farklı denilemez.Atatürk’ün benimsemiş olduğu millet anlayışı da böyledir: Kendini Türk hisseden herkes Türk’tür.(Ya da başka milletten hisseden… vs.)

Sosyoloji ve iktisat arasındaki ilişki tabii ihtiyaç olarak doğmuştur.İktisadi hayatın en basitinden en gelişmiş şekillerine kadar ortaya çıktığı zemin toplum veya cemaat tipi bir beşeri organizasyondur.İktisadi faaliyetler ferdin ve bilhassa fertlerden meydana gelmiş bir yapının dışında düşünülemeyeceğine göreiktisadi hadiseyi ele alan iktisat ile toplumun bütününe eğilen Sosyoloji arasında yakın bir ilişki bulunur.İktisadın kapsamına giren üretimtüketimmübadelekıymetiş bölümü ve dağıtım gibi konular iktisadın kapsamına girdiği gibi bunların öncelikle birer sosyal ilişki ve fertlerle fertfert ile toplum arasında doğuracağı karşılıklı etkiler de göz önünde tutulursaiktisadi olarak düşünülen olay aynı zamanda sosyal bir olaydır.Bütün iktisadi faaliyetler insanları karşılıklı sosyal ilişkiler düzeni içinde bulunmaya sevk eder.Hiçbir iktisadi sistem kendi yapısından tecrit edilerek uygulanamaz.

İktisat sosyolojisiİktisat ve Sosyolojinin kapsamına giren alana sosyolojik bir yaklaşımdır.İktisat Sosyolojisiİktisat ve yan disiplinlerinin kuramsal çerçevesine sosyal ve kültürel boyutu sokan teori ile pratiği birleştirensoyut ile somutu kaynaştıran bir bilim dalıdır. İktisat sosyolojisi iktisat ile sosyal kurumlar ve disiplinler arasındaki etkileşime sosyolojik açıdan eğilmektedir. İktisat sosyolojisiiktisat işlemleri ilişkileri ve süreçleri sosyal boyuttan hareketle sosyal tabana oturtarak inceleyen bir özel disiplindir. Toplumdaki farklı kurumların iktisadi hayat üzerindeki etkilerini ve yönlendirici tesirlerini ele alan İktisat Sosyolojisi İktisat biliminden de bazı yönlerden ayrılır. İktisadi-rasyonel tercih faydayı en çoklaştırma karın azamileştirilmesi değişmez sabit göstergeler ve değişkenler olmaktan çok sosyal hayatın bir parçasıdır .

Yeni gelişen ve Dünya toplumlarını yakalamaya çalışan gelişmekte olan devletler sosyolojik ilerleme sağlamak için gelişmiş ülkelerdeki sistemleri kendi ülkelerinde uygulamaya çalışırlar. Toplumun bu gelişmelerin ön safhalarını yaşamamış olmasından dolayı hazır gelen yeni uygulamalar her türlü fırsat sağlansa bile kabul görmeyebilir. Mesela şu anda gelişmeye çalışan Doğu Avrupa ülkelerinde eski Komünist sistemden kaynaklanan alışkanlıklardan dolayı gerek serbest piyasa ekonomisine geçişte gerekse devletin etkisini kısıtlayan özelleştirme konularıyla ilgili sorunlar ve eksiklikler yaşanmaktadır. Bu da her toplumun farklı bir gelişme ve değişme geçirdikten sonra bulunduğu noktaya geldiğinin göstergesidir. Devam eden bu süreç hızlandırılmaya veya değiştirilmeye çalışıldığında bazı aşama eksiklikleri nedeniyle bocalamalar yaşanabiliyor.

Demek ki insan bilimlerinden hiçbiritek başına toplumsal geçeğe sahip çıkma durumunda değildir. Bu nedenle sosyoloji diğer bilimlerin kuram kavram yöntem veri ve bulgularından yararlanmak durumundadır. Ancak sosyoloji diğer insan bilimlerinden farklı olarak; toplumsal gerçeği parçalayarak ve onun bir boyutunu ele alarak değil bütününü inceleyerek açıklar. Bu nedenle kimi sosyologlar diğer insan bilimlerinin sosyolojinin çatısı altında toplanması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Bu öne sürüşün arka planını oluşturan ‘toplumu bütünüyle açıklama’ çabası sosyolojide uzun süre etkili olmuştur.

Toplumsal sorunların incelenmesinde seçilen yöntemin uygulanabilmesi için kullanılan araçlara araştırma tekniği denir. Soyut bir anlayış olan yöntem araştırma tekniği ile somutlaşır. Başka bir deyişlearaştırma tekniğini yaratan yöntemdir. Yöntem araştırma tekniği aracılığıyla uygulanır. Anketmonografi olay incelemesi sosyometri birer araştırma tekniğidir. Bu tekniklerin bilimsel araştırma sürecinde uygulanırken izlenilmesi gereken aşamaları şunlardır:
- Araştırılacak konuyu belirlemek ve tanımlamak
- Konu ile ilgili bilgileri toplamak
- Varsayımı (hipotezi) ortaya koymak
- Veri toplamak ve bu verilerin analizini yapmak
- Varsayım ile ilgili sonuçlara ulaşmak.

Anket monografi olay incelemesi sosyometri ve istatistik gibi araştırma teknikleri kullanılırken incelenen toplumun nesnel koşulları hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır.

Çağdaş Sosyolojinin önemli bir faaliyet alanı da sosyal hareketlerdir. Sosyal hareketler topluma yönelmiş reformcu ve inkılapçı nitelikteki eylem biçimleridir. Bu nedenle bir yan disiplin olarak sosyal hareketlerin sosyolojisi; uyma ve çatışma gibi iki süreci kapsar. Toplum gerçekleri ile fertlerin istekleri arasındaki dengesizliklerin sonucu olarak beliren farklılaşmalar sosyal hareketlerin sadece bir yönünü verir. Buda genellikle toplum kurallarına karşı başkaldırma protesto ve ajitasyon biçiminde ortaya çıkar.

Her toplum belirli bir etkileşim rotası içindedir. Bu etkileşim ve değişim bazen olumlu bazen olumsuz olabilir. Mesela ülkeler arası bilimsel teknolojik etkileşimler olumludur. Fakat kültür etkileşiminde farklı bir kültürden kendi kültürünü yok edecek kadar fazla etkilenirsen bu olumsuz bir etkileşmedir. Çünkü milleti millet yapan en önemli unsurlardan biri de o milletin kendine has kültürüdür. Etkileşme olmalıdır ama aşırısı deformasyona neden olur. Toplumsal değişme her toplumda olur. Önemli olan ileri doğru bir değişme olmasıdır. Sosyoloji bunları inceler ve de yapıcı yaklaşımlar sunmaya çalışarak sorunlara ışık tutmaya çalışır.

Bu hazırladığımız bilgilerle ilgili düşünceler görüşler sosyal değişimler nedeniyle her dönemde farklı algılanmış ve insanlar kendi yaşadıkları çağa göre hareket etmişlerdir. Düşünceler; Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir sözünü haklı çıkarırcasına sürekli değişmekte ve de yeni yaklaşımlar gerçek doğruyu bulmak üzere ortaya atılmaktadırlar. Belki de ilerleyen yüzyıllarda bu yaklaşımlar da eskiyecek bu açıkladığımız bilgiler de geçerliliğini kaybedecek. Bu yüzden toplum yaşayan bir organizmadır ve zamanın onları hangi toplumsal değişimlere sürükleyeceği düşünce fırtınasının yönüne göre değişecektir.

sosyolojinin dogusuna etki eden faktorler , sosyolojinin gelişmesinde etkili olan türk sosyologlar Etiketler: ·